-
Bugün : 26 Temmuz 2014   

  

Anasayfa

Haberler

Yazilar

Dosyalar

Üyeler

[[Forum]]

Resimler

Ziyaretçi Defteri

Site İletişim

Yazarlar
Forumdaki Son cevaplar : Doganyurttan resimler..(Erdemmumcu)  Sayfa :1,2,3, 15-20 yas arasi gençler HAYDI tanisiyoru..(Omer) Doğanyurtta Bahar.....(metin) KÖYÜMÜZE YAPILACAK OLAN HES..(MGUREL) Asa..(olgay) Nice Bayramlara.....(sefa__cinar) Tüm müslüman aleminin bayrami mübarek ol..(sefa__cinar) Galatasaray siirleri..(sefa__cinar) Iki arkadas..(sefa__cinar) Tasi topragi altin dedikleri istanbul.....(omerr)
Saat
 
Menü
 
İçerik
 Dosyalar : 11
 Yazılar : 193
 Haberler : 201
 Mp3'ler : 2
 Videolar : 8
 Animasyonlar : 1
 Resimler : 351
 Bağlantılar : 6
 
İyiki Doğdunuz

» Hanife , 
 
İstatistikler
Üyeler
Son üyemiz : mustafabakir
Bugün : 0
Dün : 0
Onay bekleyen : 0
- Engelliler : 1
» Doganyurtlu ,  Kayıtlı üye : 890

Aktif Üyeler
 Aktif üye yok..
Sitede aktif
Üye : 0
Misafir : 3
Toplam : 3
Rekor : 42 kişi 18.05.2011 16:23:30
IP No : 184.73.85.45
Site sayacı
Bugün Tekil : 4
Bugün Çoğul : 4
Bugün Toplam : 8
----------------
Dün Tekil : 9
Dün Çoğul : 9
Dün Toplam : 18
----------------
Genel Tekil : 721038
Genel Çoğul : 781360
Genel Toplam : 1502391
 
Kayan Yazı
Bir insanı, ancak gerçekten uyuyorsa uyandırmak mümkündür. Ama, eğer uyumuyor, uyku taklidi yapıyorsa, dünyanın bütün gayretlerini sarf etseniz, nafiledir.

İnsanlar başaklara benzerler. İçleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler.

Büyüklüğün belli bir ölçüsü yoktur. Yükselten ya da alçaltan şey kıyaslamadır. Nehirde büyük görünen bir gemi, denizde küçüktür.

Yalnızca kültürlü insanlar öğrenmeyi sever, cahiller ders vermeyi tercih eder.

 

(AYETÜ) HAYATİ-DOĞANYURT DİLİ (DOĞANYURTÇA)

(Tokat-Erbaa)

 

 

Derleyen: Öğretmen-Yazar Mustafa TEMİZ (1950 Doğanyurt doğumlu. Doğanyurt ilkokulu, Sivas Pamukpınar İlköğretmen Okulu, Ankara Yükseköğretmen Okulu, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü mezunu matematik öğretmeni. Eserleri: (Roman) Hayal Ederek Dondu. (Hikâye) Bizimle Yaşayanlar. (Şiir) Gönül Çiçeklerim.)

 

Bu derlemedekilerin bazıları yazı dili değil konuşma dilidir. Yaşamayan, can çekişen ve bozulan kelimelerden oluşmuştur. Örneğin;

Abun “Baa nooçun fullu mısmıl bi höşül büşümüyo” diyi.

Ablan “Bana, niçin doğru dürüst bir höşül pişirmiyor?” diyor.

 

KELİMELER:

 

…(Ayetü) Hayati: Doğanyurt’un önceki adı.

A gözlü: Ak gözlü, iyi bakmayan göz

Aadumuş: Kefelerden veya taylardan biri ağır olmuş.

Aame: (Eğme) Kapı kolu veya kızağın eğri parçası.

Aarı: (Yer, yön bildirir.) Oraya nereden giderim? Şuradan aarı gidersin. Ben buradan aarı (uzaktan) bir şey yapamam.

Aaş: (Eğiş) Köz Küreği.

Abu: Abla

Acızlanmak: Aciz kalmak.

Acuk: Ekşi, küçük yabani elma.

Adet: Nişandan sonra kına gecesi benzeri bir tören.

Afik : Taşlarla oynan bir oyun.

Ağartu: Yoğurt.

Ağdı: Uzaklaştı, gitti.

Ağdırdı: Terazide bir kefenin ağır gelmesi.

Ağek: Karasabanın kalın ve eğri ana parçası.

Ağızlamak: Bir yere kadar eşlik ederek uğurlamak.

Ağızlık: Sulama suyunun tarlaya döndürüldüğü yer. Sigaraya takılan çubuk.

Ağnanmak: Yerde yuvarlanarak kaşınmak.

Ahacuk: İşte, bak.

Ahdana: Kocaman, büyük (eşya).

Akıtmiliği: (Akıtma giliği) Cıvık hamur kızgın yağ üzerine dökülerek yapılan kızartma.

Akulu: (Yer, yön bildirir.) Oraya nereden giderim? Şurdan yan akulu gidersin.

Alaf: Alev.

Alakeske: Saksağan.

Alakülle: Şöyle böyle.

Alaş: Alacası çok olan hayvan. Alacalı.

Aleş: Dur, bekle (eyleş).

Aleşmek: (Eyleşmek) Dalga geçmek.

Algum: Kanalizasyon.

Anadut: Üç parmaklı dirgen.

Andaç: Gelinlerin, göçmenlerin vs. geldiği yerden getirdikleri hayvan veya meyve ağacı.

Andal: Derince ark.

Anıştırmak: Araştırmak, soruşturmak, ağız aramak.

Arabağçeği: Arabanın geçtiği geçek.

Araskesme: Dışarıda oynanan bir çocuk oyunu.

Arastak: Odanın tavanı.

Ardak: İçi çürümüş (ağaç).

Argaç: Dokumacılıkta atkı.

Arek: Çobanın sığırları topladığı yer.

Aruk: İçi geçgin.

Asgelin: Gelincik (hayvan).

Aşartma: Kendiliğinden yetişen bakımı, budaması yapılmış ağaç olacak fidan.

Aşboğaz: Düğünde kullanılacak erzaklar.

Aşgana: Mutfak, aşhane.

Aşıtma: Orta boy kazan.

Aşşapı: Köy evlerinde zemin kat.

Ava: Ağabey.

Avlaapı: Avlunun girişi.

Avuldak: Sözleri anlaşılmayan, kızgın adam.

Avurtlak: (Avurtlu) Büyüklenen kendini öven. Övüngen.

Avuz (Ağız): Yeni doğum yapmış hayvanın ilk sütü.

Azaysuz: Saygısız, kaba, küstah.

Azbicek: Birazcık.

Baarsuk: Bağırsak.

Baasimet: Peksimet.

Baba direği: Bina tavanının en uzun direklerinden biri.

Bacabaşı: Köy evlerinde ocağın içinde raf görevini yapan çıkıntı.

Baçça: Bahçe.

Baççağdüğü: Bahçeye geçilen gedik.

Baçcozeli: (Bahçe güzeli) Yemeği yapılan yabani bir ot.

Badal:Merdiven basamağı.

Badi: Ördek.

Bağırdak: Bebeği beşiğe bağlayan bez.

Balak: Malak, manda yavrusu.

Baldırcan: Patlıcan.

Barhana: Yük, büyük balya nakliyesi, kervanı.

Barmak: Cevizli veya haşhaşlı uzunca çörek.

Basgu: Kuru tütün yaprakları ile yapılan balya.

Basgun: Baston.

Basimet: Peksimet.

Basurmak: Yatırmak, bastırmak.

Başoldu : Bitti.

Bat: Çeşitli baharatlar, soslar aşlıkla veya mercimekle yapılan asma yaprağı ile yenen soğuk yiyecek.

Bayak: Biraz evvel.

Bayittin: Bahattin.

Bayraklı: (Daha çok kız çocukları için) Deli dolu ele avuca sığmaz. İsyankâr.

Beh: Nişan, yüzük takmak.

Behni: Öküz yemliği (Akere).

Bekitmek: Bağ, bahçe çitlerini düzeltmek (Berkitmek).

Belermek: Göz akı görülecek şekilde gözün açılması.

Belibenzer: Şöyle böyle, belli belirsiz.

Beytambal: Büyük, battal.

Bezeu: Külot veya eteğin lastikli beli.

Bıcırgan: Ayaktaki bir yara çeşidi.

Bıldır: Gecen yıl.

Bıngıldak: Bebeğin kemikleşmemiş tepe derisi.

Bi pasa: Habire, devamlı.

Bidıkım: Bir lokma.

Bisırımdan: Sıra ile.

Bişi: Üstü yağlı saç lavaşı.

Bitecük: Bir tane.

Bitmek: Pekmezin koyulaşması ve sertleşmesi.

Biyocuk: Bir kerecik.

Boçça: Bohça.

Boduç: (Badıç) Ağaç testi.

Boğace: Bu gece.

Boğarez: Bu kez.

Boğülce: Fasulye (Börülce).

Boon: Bu gün.

Borannamur: (Boranili hamur): Kare erişte, yoğurt, sarımsak, nane, tereyağlı soğuk yemek.

Bostan: Karpuz.

Börek yeme: Kız istemede söz kesme, olumlu cevap alma.

Buğanek: Sığırlara zararlı bir sinek.

Bunguldemek: Kaynamak.

Buri: Kağnının tahta kama parçası.

Burma: Musluk veya eneme işi.

Burmaca: Kene.

Burunsak: Danaların annelerini emmemeleri için burnuna takılan çatal.

Buuledi: Kabarmaya başladı.

Bükme: İçi çökelek, peynir veya cevizli yarım ay şeklinde sac pidesi.

Bürük: Sarmaşık türü bitki topluluğu veya kadınların peçeli örtüleri.

Bürümcek: Kadınların sokak örtüsü (bürük).

Büsürgeç: Sacda pişirme işlerinde kullanılan kılıç benzeri tahtadan araç.

Büşümek: Pişirmek.

Büzük: Kalça.

Cabla: Çatıda kiremit altındaki çıtalar.

Cağ: Kağnının bir parçası veya evde bulaşık yıkama yeri.

Cahal: Cahil, yetişkin çocuk.

Calaz: Kurumuş mısır bitkisi.

Calesten: Sokakta oynanan çocuk oyunu.

Cebiş: Genç keçi.

Ceceli: Başı yazmalı.

Cedit yeni: Yepyeni.

Cember: Kadın başörtüsü, yazma.

Cemek: Övendere demiri (spatulası).

Cerek: Sırık.

Cıba: Izgara şişi, örgü şişi.

Cıbıl: Çıplak.

Cıbır: Parasız.

Cıbırtmak: Tamamını budamak.

Cıblan: Fiğ cinsi hayvan yemi.

Cılga: (Yolak) Patika.

Cılındırık: Vakti geçmiş, bozulmuş sebze meyve vs. durumu.

Cıllayayık: (Cırlayık) Dişi karatavuk kuşu.

Cılmak: Caymak, sözünde durmamak.

Cındık: Sevimli neşeli.

Cıngıl: Küçük boy (cıngıl salkım, cıngıl kap).

Cırgıt: Gece çekirgesi.

Cırlatma: Müzik aletlerinde çıkan rahatsız edici ses.

Cıstılı: Cıvık hamurdan saçta yapılan yumurtasız omlet.

Cızlak: Mısır unundan saç ekmeği.

Cibre: Üzüm posası.

Cicik: Meme.

Cilot: Jilet.

Cimbek: Ufak tefek.

Cimbi: Birkaç tanesi olan küçük salkım.

Cimcik: Çimdik veya bir pıtık.

Cinekotu: Bir tür ot.

Cini: Bir diş sarımsak.

Civek: Ağaca tırmanan asma.

Civil: Küçük, minik.

Ciye: Kıvılcım.

Ciynak: Kedi patisi

Ciynaz: Yaprakları dikenli kurumuş sindiğen çalısı.

Comba: (Donbay) kömüş.

Culup: Kuş grupları, toplanmış ot veya diken öbekleri.

Çael: Çakıl.

Çağlak: Küçük Çağlayan.

Çalak: Çabuk, hafif, aranan, gezinen.

Çalaklamak: Etrafı kolaçan etmek.

Çalıntı: Yeni mayalanmış yoğurt.

Çandu: Ahşap evlerde iç tavan askılıkları (Yoğurt, yufka vs asılır).

Çangal:Dallı budaklı kesilmiş ağaç parçası.

Çapça: (Çap göz) Şaşı göz.

Çapille: Topuğuna basılmış ayakkabı (Kelik).

Çara: Öğürseyen ineğin akıntısı.

Çarpana: El mikseri.

Çarşekmaa: Beyaz ekmek.

Çatma: Üç sopadan oluşan üç ayaklı askılık. (Açık havada kilim, cicim dokumada, bebek kundağını asmada, mini çadır yapmada kullanılır)

Çatmak: Arkasından yetişmek veya hır çıkarmak.

Çayotu: Demlenmemiş kuru çay.

Çecik: Bakır kapların kulp çengeli.

Çeç: Tahıl yığını.

Çekerek: Küçükçe.

Çepek: Çapak.

Çepil : Beceriksiz.

Çeten: (Çöten) İnce dallardan yapılan kağnı sepeti. Koyun ağılı.

Çetik: Yün örgü patik.

Çevlük: Seki bahçe, çevrilmiş sulak yer.

Çığdırmak: Aklını kaçırmak.

Çık: Köpeği kovma sözü.

Çıkışmak: Mal paylaşımında karşılıklı feragatle anlaşmak.

Çıkma: Sedir, makat.

Çıtık: Kuş avlama düzeneği.

Çıtınık: Küçük dal parçası.

Çıtlak: Kilim, cicim desenlerindeki ince uzun renkler. Veya çok ince, çatlak.

Çıtlık: (parmak için) Küçük.

Çiğin: (çeğin) Omuzla boyun arası.

Çiğit: Çekirdek.

Çiğsimiş: Hafif ıslanmış, yumuşamış.

Çilte: Küçük urgan.

Çimdinmek: Birkaç günlük dananın veya hasta hayvanın yem yemeye başlaması.

Çimmek: Banyo yapmak veya suya dalıp çıkmak.

Çinik: Çinko (emaye kap).

Çiriş: Undan yapılan yapıştırıcı.

Çit: Kadınların bez başörtüsü. Ağıl, bahçe gibi yerlerin çalı-çırpıdan örülmüş kenarları.

Çite: Örgü yapılan küçük şiş.

Çitil: Çetrefilli karışık.

Çocukcuvaz: Çocukcağız.

Çoka: Çoban kebesi.

Çokmak: Havlamak.

Çokuşmak: Üşüşmek, doluşmak.

Çolpa: Ele ayağı birbirine dolaşan.

Çon: Bir sığır hastalığı.

Çonu: Hayvanlarda arka ve ön sırt bölgeleri.

Çotuk: Kalın dalların birleşme yerleri.

Çöllemek: Talan etmek çöle döndürmek.

Çöpleme: Sebze veya meyve hasadından sonra kalanların aranıp bulunması.

Çöpür: Keçi kıllından yapılmış ip.

Çöte: Fasulye sırığı veya çete.

Çötelemek: Etrafı dolaşarak gözetlemek veya fasulyelerin çötesini dikmek.

Çulfalık: Dokuma tezgâhı.

Daamen: Değirmen.

Daanek: Değnek.

Daaşük: Değişmek (imecelikte karşılıklı yardımlaşma veya karşılıklı dünürlük).

Dadak: Çocuk dilinde yumurta.

Dalaklanmak: Nefesi daralıp koşamamak veya nefessiz kalmak.

Dalamuk: Görünüş, duruş.

Dalapsak: Eşeğin, atın öğürsek olma hali.

Dalcınma: Kurtulmaya çalışmak, çabalamak.

Danik: Zor duyan, duyduğunu anlamayan.

Daramak: Böcek, bit vs sarması.

Daras: Toprağın tavı.

Dastar: Sofra bezi, üzerine hamur dökülen bez. (savan)

Davun: Bir güz meyvesi.

Dayak: Kağnının okunun altında bulunan dayanak.

Dayanma: Yaslanma veya yorulma güçsüz kalma.

Dedüttüme: Dedirtme.

Dek (Denk): İşlenmiş tüttün balyası.

Dekmuk: Tekme.

Dellek: Tellak.

Delme: Yeni ayaklanan bebeği ayakta tutan ortası delikli sehpa.

Dene: Adet veya buğday.

Denelenmek: Üzüm salkımının tek tük taneleri olgunlaşmışsa veya harmandaki öküzler fazla buğday yiyip şişmişse.

Depçek: (Tep-çek) Dövmeli yayıklarda dövme aracı. Bel küreklerde tepme çıkıntısı olan parça.

Depeaşla: Tepekışla.

Depel: Bir ayağı ala sekeli manda.

Dere: Yunak (Toprak damlı hamam).

Devrüş: Derviş.

Dığıl: Tane.

Dııdu-Fııdu: Fırlat. (cirit gibi)

Dılar: Mitil kılıfı, yüzü.

Dıllat: Fırlat at.

Dınnak: Tırnak.

Dırayaz: Açıkta kalmış. Üşünülen yer.

Dırık: Çok zayıf.

Dırıktı: Bir yere takıldı (Çalı, çırpı vs.).

Dızlak: Sığırlara musallat olan bir sinek.

Dike: Tike, lokma.

Dildan: Daha çok çürük veya yaşlı ağaç kabuklarının altında yaşayan kırkayağa benzer bir böcek.

Dillüksüz: (Dirliksiz) Rahatsız, geçimsiz.

Diyi: Diyor.

Diyne: Dinle.

Dizge: Çorap bağı, dizlik.

Dizin: Tütün yapraklarının 3-4 metrelik bir ipe dizilmiş hali.

Dobak: Tam.

Dodili: Tepeli toygar. (serçegillerden bir kuş).

Doğuzluk:Su değirmenlerinde su tahliye deliği.

Dokurcun: 18 taşla oynanan bir oyun.

Dolduma: Ahşap evlerde ahşaptan duvar malzemesi.

Dombalak: (Tombalak) Tombul.

Dool: Değil.

Doooş: Eşeğe dur komutu.

Döklüm: Ekin ya da meyve verimi.

Dökme: Ahşap evlerde tahta altı kalasları.

Dönderme: Hamurun bazlama şeklinde kızgın yağda pişmiş hali.

Dönüm: İmece usulünde yapılan her iş periyodu.

Dumbolmak: Suya gömülmek.

Dunluk: Alçaklık, hainlik, aşağılık.

Düğdü: (Düktü) Keserin, baltanın arka tarafı.

Düğün kâhyası: Bir düğünün sorumlusu.

Düğüncü: Saçısını vermek için düğüne gelenler.

Dümbek: (Tümbek) yumru.

Düşelge: (Sal) Ekili arazilerde bölgeler.

Düül: (Düğül) İnce bulgur.

Ebeni: Çocukların dışarıda taşla oynadığı bir oyun.

Ecene: Tamamı demirden küçük iskarpela.

Ecücük: Birazcık, azıcık.

Efildek: Efil efil, hafif şeylerin rüzgarda dalgalanması.

Eğes: Tarlada sabanın açtığı ark.

Eğleşme: Dalga geçme.

Ekizleme: Eş arayan tosunun seslenmesi.

Ekleşük: Peşini bırakmayan, yapışkan, rahatsız edici.

Ekti: Peşinden gelen, peşini bırakmayan.

El: Dibek, döveceklerin tokmağı veya el değirmeninin sapı.

Elçim: Bir demet yaprak.

Elemeşkere-Eşkere: Açıkca, alenen.

Elet: Ulaştır, ilet

Ellaam: Galiba.

Ellik: Eldiven veya ekinleri orakla biçerken parmaklara geçirilen tahta parçalar.

Eme: Hala.

Emüşük: Süt kardeş.

En: İşaret koymak (daha çok hayvanlara).

Endirek: Narenciye benzeri bir ağaççık.

Enek: Kuru fasulye taneleri.

Eneme: İğdiş edilmiş keçi.

Eşkare: Ekşi kara dut.

Eşşek: 3 ayaklı merdiven veya ocakta odunların yastığı 3 ayaklı demir.

Eşşitolit: Eşşek, itoğlu it (argo).

Eteri: Doğru. O tarafa. (Oraya eteri git. Halanlara eteri git.)

Evitleme: İyileri seçip geride kalanları tekrar seçme (ayıklama).

Evsimek: Dövülmüş buğdayı savurmak.

Eymi: İyi mi?

Eynim – Eyeğüm: Kaburgalarım.

Eyseri: Büyük çivi (mıh).

Ezva: Dolmalı tüfeklerde ateşleyici kimyasal kapsül.

Fakırdamak: Kaynamak.

Fehemsüz: Vurdumduymaz anlamaz.

Fene: Aşırı, çok.

Ferik: Genç tavuk veya horoz.

Fersek: Fersah.

Fetil: İnce saç ekmeği.

Fıkırdamak: Kaynamaya veya kabarmaya başlamak.

Fılıka: Tıkış tıkış doluşturulmuş, boğucu bir ortam.

Fırkıl: Suyu çekilmiş sebze ya da meyve.

Fışkı: Dışkı.

Filek: Bezelyenin kabuklu durumu.

Filkite: Firkete (çatal iğne).

Firek: Kilit.

Firengü: Payanda, destek.

Fisil: Küçük (daha çok soğanın küçüğü)

Fison: Su değirmenlerinde su giriş deliği (Sifon).

Foltak: Gevşek.

Fooledi: Kabardı (daha çok mayalı hamur için).

Foruz: Horoz.

Fosul: Buruşuk, dolgun olmayan sebze meyve vs.

Gaal: Kabuklu ceviz (Yeşil kabuğu soyulmuş).

Gabıl: Kalınca uzun cerek.

Gadamak: Yatak yorgan dikmek. Sıkılamak dokunacak kadar yaklaştırmak.

Galez: Solmuş, kurumuş yapraklar. (Gazel)

Gallampa: Kocaman.

Galleş: Komik, güldüren.

Gallık cereği: Cablanın altındaki kalın cerek.

Galyon: Pipo.

Gaşmer: Soytarı.

Gater: İstiflenmiş odun eşya vs.

Gatıl: (hatıl) Hezenin küçüğü ahşap yapı malzemesi.

Gatuğaz: Çok inatçı.

Gavlak: Kavlamış.

Gaydelü:Yeni heves. süsüne önem veren.

Gaygana: Unla yumurta karışımı omleti.

Gayma: Destek (Firengü).

Gayme: (Gaime) Para.

Gelberi: Bir yerde yığılı hububatı, kendi tarafımıza çekmeye yarayan tahta çapa.

Gelecoş: Çok küçük kuşbaşı et veya kıyma, soğan kavurması sulandırılmış keş ile yapılan çorba.

Gelemayrık: Geniş yapraklı ayrık otu.

Gelenü: Büyük fare.

Gelüntü: Göçmen.

Gendüme: Bir çorba çeşidi.

Gerimcek: El değirmeninin ahşap bir parçası.

Gerimli: Enine boyuna gelişmiş.

Geriş: Dağ yamaçları.

Gerişlemek: Sağından solundan ip geçirerek gerdirmek.

Geviş: Tırpanla ekin biçerken biçilen her kulvar.

Gıcık: Çam kozalağı

Gıdık: Küçük kuzu.

Gıdım: Azıcık.

Gıffadan gitti: Hemen uyudu, hemen öldü.

Gıldırtı: Mırıltılı gürültü.

Gındık: Oyun bilyesi.

Gınnap: Tütün dizilen ip.

Gınnata: Çalgı, kırnata.

Gısmuk: (Kısmık) Hasis, eli sıkı.

Gıvırşak: İpin burulması.

Gidişmek: Kaşınmak.

Gih gih: Tavukları çağırma.

Gilik: Çok küçük ekmek, küçük simit vs.

Gimeli: Güzel gimeli, güzelcameli=Güzelce. İyi gimeli, eycameli=İyice.

Girebı: Balta İle nacak arası burunlu keski.

Gişi: Kişi, koca, eş.

Giyeeh: Sığırları çağırma.

Gocacık: Semerdeki (hilal gibi) demir çengel.

Gocinek: Koca inek.

Gocoküz: Koca öküz.

Goğur: Tüyü sırtında kurumuş cılız.

Gôh: Köpeği çağırma.

Gokucuk: Korkulacak şey.

Golan (Kolan): Semerin bağı.

Gollamak: Çeçteki deneleri el yardımıyla çuvallara doldurmak.

Gongurdak: Küre biçiminde at zili (çongurdak, çıngırak).

Goorsak: Yanmış, kararmış odun.

Gostil: Patates.

Goyama: Güya.

Gozak: Palamut (Meşe palamudu).

Göcek: Köşe.

Gödük: (Külek) Ağaçtan yapılmış kap.

Göğ: (Gök) Ham olmamış.

Göğkele: Mavi kertenkele.

Göğnümek: (Meyve için) Olgunlaşmak.

Gökce: Zeytine benzer bir çalı.

Gömbe: Cevizli veya haşhaşlı yuvarlak çörek.

Gördüksüz: Görgüsüz.

Görmez: (Irmaklık) Kuru tütün yapraklarının işe yaramayanları. (Bunlar rejide ırmağa atılır)

Gözleşmek: Kötü düşünceyle bakışmak, dostça duygular beslememek.

Gubat: Çok kaba.

Guşgane: (Kuşane) Bakır tabak.

Guz : Güneş görmeyen yer (Soğukça).

Gübür: Süprüntü.

Gücümen: Küçücük.

Güçcük: Küçük.

Güdel: Tahta kürek. (pekmez, bulgur karıştırılır.)

Güdü: Topaç.

Güdül: Somun şeklinde mısır ekmeği.

Güldürtü: Gürültü.

Güllep: Demirden yapılmış halka biçiminde menteşe.

Gümelte (Gümültü): Avda avcıların gizlendiği yer.

Gümüşlük: Çeyiz sandıklarının bir kenarına yapılmış takıların konulduğu kutu.

Günüleme: Kıskanma. (Gönüleme)

Güsün: Gülsün.

Güyoo: Damat (Güvey).

Haa (heğ): Büyük sepet.

Habire: Devamlı.

Hacet: İhtiyaç.

Hakkat: Hakikat.

Halat: Alet.

Hallamak: Bedenin aşırı çalışmasından nefessiz kalmak.

Hallık: Derman, güç, takat.

Hamaylu: (Hamail) Yaklaşık parmak büyüklüğünde silindirik muska.

Hapsut: Kağnı tekerleğinin parçaları.

Haran: (Aran) Tütün kurutma yeri.

Harar: Büyük çuval.

Harif: Yap bari.

Hark: Ark.

Hasıl: Hayvanlar için yeşil ekin.

Hasuda: Nişastalı sütlü çocuk maması.

Hasut: Kıskanç, paylaşmayan.

Haşırdak: Telaşlı, aceleci.

Havla: Helva.

Havuz: (Kavuz) Kabuklu buğday.

Hazetmek: Hazlanmak, sevmek.

He mi: Evet mi?

Hedik: Karda yürüme ayakkabısı veya haşlanmış hububat.

Hekove: Tarlalardaki su drenaj kanalı.

Helik: Duvar örerken büyük taşların arasına koyulan çakıl.

Helle: Sulu bulamaç.

Herif: Kişi, koca.

Herk: Nadas.

Hevek: Hevenk.

Heyikleme: Gizilice gözetleme.

Heykinmek: (Öykünmek). Özenmek, taklit etmeye çalışmak.

Hezen: Ahşap bir evinin en büyük kirişi.

Hısta: Hisse.

Hışır: Ezilmiş, büzülmüş, pörsümüş

Holpaç: Üzerine tam oturmamış giyim şekli.

Hooğ: Sığırlara yürü komutu.

Hopal: Güvercinin küçüğü.

Horanta: Curcuna, şamata, kalabalık.

Horutmak: Bir işten zarar etmeden çıkmak.

Hozman: Uzman, danışman, koruma.

Höbek: Öbek.

Hökreme : Kükreme.

Höldürdek: Ağzı kalabalık.

Hömerme: Karşı gelme yüzüne durma.

Hörükleme dolu: Ağzına kadar dolu.

Höşelek: Meyve artığı, eşelek.

Höşül: Patlıcan, biber, domatesle yapılan (et olabilir) bir yemek.

Huğ: Çalı çırpıdan yapılmış avcı kulübesi.

Hüşüm: Şüphe.

Ikbala: Kadere.

Ikçılık: Hıçkırık.

Ilıncak: Bebek salıncağı.

İbik guguk: Sümbül.

İbik: Bir tarlanın, bir işin, bir bezin küçük bir parçası veya kümes hayvanlarının kafasındaki çıkıntı.

İbime: Büyüme, gelişme.

İçlik: Fanila.

İdar: Takat, derman.

İlaan: Leğen.

İldi: Değdi, çarptı.

İlengeç: Yengeç.

İliğim: Rehin mal.

İlistir: Kevgir.

İptin: Önce, ilkin.

İrdelemek: Bir olayı kurcalamak, araştırmak.

İrdengüç: Beğenilmez duruma gelmiş.

İsirif: İsraf.

İskembi: İskemle.

İskenek: Kazmanın arka ağzı.

İşkefe: Kuru yufka.

İvaz: (Vez) Bir kış meyvesi.

Kadi: Küçüklerin kendilerinden büyük kadınlara bir hitap şekli.

Kakruk: (Kakırık) Balgamlı tükürük.

Karaada: Karabasan.

Karacongulos: Korkulan bir hayali nesne.

Karalama: Budama veya boş arkı sulama.

Karamandun: Siyah kaput bezi.

Karık: Tarladaki ark (Eğes).

Karıklı: Karık çekilmiş tarla. Un için buğdaya çavdar, yulaf vs. katarak çoğaltılan hububat.

Karsallama: (Et, sebze) Kızgın yağda talatma.

Kâse: Çay bardağı.

Katık: Ayran veya ekmeğin yanında yenen şey.

Katıl: (Hatıl) Ağaç kiriş.

Kavlağan: Çınar ağacı.

Kayım: Sağlam (Kavi).

Kayış: Semerin, kaltağın, gemin saraciye parçası. Kağnının, karasabanın okunu boyunduruğa bağlayan deri veya urgan bağ. Bel kemeri.

Kef: Bazı çorbalar, et suları kaynarken oluşan köpük.

Keh: Uçurumun kenarı. Yar başı.

Kelep: İp çilesi.

Kelik: Eski ayakkabı.

Kelpetün: Kerpeten.

Keltek. Yıpranmış.

Kemçük: Bir tarafı kurumuş meyve.

Kemlik: Ekin demetinin, ekinden, bağı

Kenef: Helâ, tuvalet, ayakyolu.

Kepenek: Kelebek.

Kepez: İki tarla arasındaki hafif yükseklik farkı.

Kerkme: Çıkma, kurtulama.

Kerme: (Kemre) Hayvan dışkısı. Tezek.

Kes: Tanesiz mısır koçanı.

Kese: Kestirme, kısa yol.

Kesintü: Yumurtadan kesilen tavuğun son yumurtası. (Ceviz büyüklüğünde)

Kesmek: Taklit etmek, sözlerini tekrarlamak.

Kesmük: Buğday sapının dirsekli parçası veya meyve koçanı.

Keş: (Tuzlu yoğurt kurusu) Süzme yoğurt bol tuzla elma kadar topak yapılıp güneşte kurutulur. Daha çok çorbası yapılır.

Keşen: Bir araçla çekilen veya selin, rüzgarın sürüklediği dal, çalı vs.

Keşik: Sıra.

Kevük: Ucu çengeli uzun sopa.

Keygir: (Kâgir) Ören yeri.

Kılcan: Atın kuyruk kılından yapılan kuş avlama tuzağı.

Kılıç: Çul, cicim dokumasında kullanılan kılıç benzeri ahşap alet veya karasaban eğrisine oku tutturan tahta kama.

Kınık: (Enek) kuru fasulye.

Kırtaç: Cebel, ekine el verişli olmayan yer.

Kısıkmak: Dar bir aralıkta sıkışmak.

Kısım: Bir elin alabileceği.

Kısırık: Çok küçük aralık.

Kısmısı: Kız kısmısı, oğlan kısmısı…Kız dediğin, oğlan dediğin…

Kıtmir: Mıtırıp, hasis.

Kıylık: El içine çıkarken giyilecek giysi.

Kıynak: Ceviz içi

Kızınmak: Kıskanmak, vermemek, göstermemek.

Kızmış: Kor halindeki şiş veya eşleşme zaman gelmiş.

Kindik: Kızlarda yazmayı bağlama çeşidi.

Kipeltmek: Kapak, vida vs. sıkmak.

Kirmen: Çile çözmede kullanılan bir araç.

Kirtik: Çok küçülmüş sabun.

Kirtil: Delik deşik.

Kiskilemek: Köpeğe yakala emri vermek.

Kiskip: İyice bağlanmış, sıkılmış.

Kişnek: Hoppa.

Kocalak: Kocaman, devasa.

Kokmuş: Dedikoducu.

Kolluk: Bilezik.

Korkuşluk: Korkuluk.

Kostaklanma: Böbürlenme, şişinme, kasılma.

Koten: İnek memesinin şişmesi şeklinde bir hastalık.

Kovazak: İçi tam dolmamış.

Koyungözü: Papatya.

Köçek: Oynak, cıvık.

Köftere: Tarlada suyun yürümesi için, su giderken, açılan ark.

Köme: Kıynakları bütün ceviz.

Kömeç: Yemeği yapılan yabani bir ot (ebegümeci).

Köp: Kağnının veya odun kızağının bir parçası.

Köpümek: Kabartarak yorgan, döşek dikmek.

Kös: Kapı mandalı.

Kösere: Kesici aletlere bileği yapılan yuvarlak bir taş.

Köşe: (Bilinen anlamları dışında) Ebeveyn banyosu.

Kuleşkaş: Darmadağın.

Kuramak. Duruş, yapı, görünüm.

Kutmek: Topuzlu odun.

Kücü: Yorgan ipliği.

Küfük: Çürük (Ceviz, diş).

Küllüce: Yemeği yapılan yabani sebze.

Küllük: Külle çamaşırı yıkadıktan sonra kullanılmış küllerin atıldığı, yunağın yanındaki çöplük.

Külte: Yorgan ipliği çilesi.

Külüstür: Hurda.

Kürenlemek: Kürümek.

Kürük: Balyozun küçüğü (Külük).

Küskü: Kalın sağlam uzunca ağaç veya demir sopa.

Lalek: Leylek.

Lığlamak: Kendini koyuvermek (Yığılmak).

Lim lim: (Lebalep) Ağzına kadar dolu.

Lime: Tuğla ya da parça.

Lingirdek: Oynak, dengede durmayan.

Loğ: Dam silindiri.

Loom: Kara barutla kaya patlama düzeneği.

Lüle: Pipo veya sokak çeşmesi musluğu.

Maal: Çapa.

Mada: İştah.

Mafık: Uygun.

Mafir: Kere, kez.

Mahna: Bahane.

Makarezme: Mekanizma.

Makat: Sedir, çıkma.

Malaama: Buğday karışık saman.

Mangaş: Cımbız.

Manguba: Sohbet.

Mantu: Sapsız bıçak ağzı veya dalındaki taze fasulye.

Maraklanma: Merak etme.

Markaç: Bagaj, balya, yük.

Masime: Önemseme.

Mavra: (Maval) Palavra.

Mayalı: Saç bazlaması.

Mazaklı: Güçlü sağlıklı, dolgun.

Mazı: Kağnı dingili.

Mehel: (Seviye) Ayarında, uygunluk.

Mehle: Mahalle.

Melocan: Sürgünü yenilen bir sarmaşık türü.

Meseğü: Dedikodu.

Metel: (Mesel) Ders verici hikâye.

Meymenetsüz: Aksi, huysuz, bereketsiz.

Mıdara: (Müdara) Güvenilmez, ikiyüzlü.

Mındar: (Mundar, Murdar) Pis iğrenç.

Mıstustaal: Mustafa ustagil.

Mıtırıp: Pinti, hasis.

Micik: Çocukların bir oyunda kullandıkları yumurta gibi taş veya ufacık.

Minakkaş: Ahşap evlerde duvarda kullanılan kalas.

Mindik: Buzağı.

Miyençi: (Elci) Aracı.

Mizamlamak: Düzeltmek, düzenlemek.

Mocmuluk: Çok yiyen, doymaz.

Motur: Traktör.

Mudur: Övenderenin ucundaki çivi.

Mumlu: Beşikte höllüğün altına konulan mumlu bez.

Muzur (Hınzır):  Hainlik yapan. Kötü düşünceli olan.

Müstamen: Kullanılmış (Müstamel).

Müşabak sepeti: Bardak konulan sepet.

Müzevir: Söz taşıyan.

Naater: Ne kadar?

Nabal: (Vebal) Sorumluluk.

Namazloğ: Davar postundan namazlık.

Namet: (Nimet) Ekmek.

Namlu: (Namlı) Harmanda uzunlamasına toplanmış çeç (hububat yığını).

Navruz: Taze, gür, canlı.

Nedümlü: Tam kurumamış, ıslakça.

Nelbekir: Bir çeşit bakır kap.

Nelbiyim: Ne bileyim. Ben bilmem.

Nemarek: Bana ne, neme gerek.

Neşaal: Ne şekilde?

Nezetlü: Lezzetli.

Nivik: Efeliğe benzer, yemeği yapılan yabani sebze.

Noçun: Niçin?

Noorüyön: Ne yapıyorsun?

Nüttüye: Lütfiye.

Oflu: Namlı, sözü geçen.

Oğmek: Birisini uzaktan izlemek, gözlemek.

Okuntu: Davetiye.

Omuzluk: Çatıda gallık cereklerinin altında, baba direklerinin üstündeki mertekler.

Onuuçun, bunuuçun, şunuuçun: Onun için, bunun için, şunun için.

Onuynan, bunuynan, şunuynan: Onunla, bununla, şununla.

Oohaa: Sığırlara “dur” komutu.

Ortalık derdi: Nezle grip.

Oseğü: Ucu yanık odun.

Osmanlı: Terbiyeli, efendi.

Ossaat: O saat.

Ot yağı: Nebati yağ.

Oyulgamak: İğne iplikle iliştirmek.

Oyunlu: Güvenilmez, düzenbaz.

Ödütlemek: İneğin memesine masaj yapmak.

Öğürsek: Döllenme zamanı gelmiş dişi.

Örük: Otlaktaki hayvanı bağlayan ip.

Ötaçe: Irmağın karşı kıyısı.

Paaç: Poğaça.

Paklafa: Düğüne başlayacak olan eve götürülen baklagiller.

Paklamak: Temizlemek.

Pancar: Teke sakalı, kuş ekmeği, civcilik, madımak gibi yenilebilir otlar.

Pangulut: (Banknot) Kâğıt para.

Panus: (Fanus) Gemici feneri.

Papaç: Etine Dolgun çocuk veya yumuşak ekmek.

Papak: Yün örgü başlık.

Papara: Azarlama veya tiritli suya ekmek doğranarak yapılan yemek.

Parpu: Hırpalama.

Partal: Paçavra.

Partalcı: Abartılı konuşan, palavracı.

Paskal: Az hareketli, tıknaz.

Pellenmek: Birden bire kaçmak.

Pelver: Salça.

Perdü: Toprak damlarda, mezarlarda toprağın altına konulan ağaç dalları.

Peştambal: Peştamal.

Peyik: Bir alanın köşesindeki bir bölümü.

Pıta: Önlük Biçiminde yarım eteklik. Peştamal.

Pıtık: İki parmak ile tutulan şey, iki parmakla yapılan şıklatma.

Pıtlak: Küçük tanelerin patlamış hali.

Picek: Piçten türeyen argo.

Pinnik: Kümes.

Pistan: Kedi.

Pohluk: Ahır arkasındaki kemrelik.

Poorek: Büz, künk.

Poşmul: Hırpani.

Pönnek: Sürüdeki emanet davar.

Pötlek: (Pörtlek) Göz veya yaranın dışarı taşması.

Puğar: Pınar.

Pul (İlik): Düğme.

Pur: Kalkerli taşlı toprak.

Puşlanmak: Ağaçların uyanmaya başlaması, tomurcuklanma.

Pünçek: İnce kökler.

Pür: Çam, ardıç yaprakları.

Püsküt: Bisküvi.

Püsür: Demet hali bozuk, çile hali bozuk.

Saane, baane, oğane: Sana ne, bana ne, ona ne.

Saçaklı: (Kızlara) Deli dolu hoppa.

Sadır: Eşek, at sidiği.

Sağnu: Tütün yaprağının bir grubu.

Sakızlık: Antep fıstığı ağacının aşısızı.

Saku: Ceket.

Sal: Aynı cins ekinlerin ekildiği taraflar (Ekin salı, tütün salı gibi).

Salaana: Salak.

Salım: Nezle, grip (Ortalık derdi).

Salkadır: Düzensiz, özensiz (Safla).

San: Daha çok yeşil tütünlerden bulaşan zift. (Ayrıca bir bitki hastalığı).

Sansalat: Dert, yük, eziyetli ağırlama.

Sanson: Sersem.

Sarak: Solmuş.

Saraybağ: Ahşap evlerde saçak altı ters tavan tahtalaması.

Sarsuk: Abuk sabuk konuşan, davranan, cıvık.

Sasuk: Sası.

Sazak: Su kenarlarındaki ince saz bitkisi.

Sefetmek: (Sehv) Yanlış yapmak.

Seklem: Taşınacak kadar dolu çuval yükü.

Sekül: Hayvanlarda kuyruk ucu, alın veya paçadaki alalık.

Selbes: Serbest.

Selefor: Ne yaptığını bilmez, sersem.

Semsatun: Semizotu.

Septirmek: Küçük çiş yapmak.

Serek: Dokuma tezgâhının bir parçası.

Seten: Değirmen taşı gibi bulgur dövme aracı.

Seysana: Gelinlik kızın evine gönderilen eşyalar.

Seyvan: Bağ evi, çardak.

Sınnaşmak: Sırnaşmak.

Sıracalı: Hastalıklı.

Sırımtak: Tam pişmemiş et.

Sırtaç: Staj.

Sırtarmak: Karşı gelmek, hırlamak.

Sıvarmak: Bağı, bahçeyi sulamak.

Sıyırgu: Kar küreme veya tınaz toplama aracı.

Sibek: Tohuma çıkmış soğan, pırasa sürgünü.

Sindiğen: Yaprakları dikenli bir çalı.

Sinor: Sınır, iki tarla arasındaki çizgi.

Sivrik: Mısır soyma aleti (ağaçtan).

Sivtinmek: Ceplerinde bir şeyler aramak.

Siye yağı: Tereyağı (sade yağ).

Siyez: Bir hububat çeşidi.

Siynenmek: Gizlenmek.

Sokalak: Bir çeşit ot.

Sokranmak: Homurdanmak, söylenmek.

Soku: İçi oyuk, taştan bulgur dövme aracı.

Soort: Koş, seğirt.

Sormuk: Emzik.

Sorut: Ayakta dur. Diğel.

Soyka: Aşağılık biri, makbul olmayan biri.

Söbü: (Söbe) Oval.

Sömek: Mısır koçanı.

Sönge: Ekmek fırını süpürgesi.

Sönük: Suyu az çekilmiş odun.

Söyünük: Sönmüş.

Söye: (Söğe, Söve) Kağnının, pencerenin, kapının bir parçası (ahşap parça).

Süflü: (Süfli) Kötü kıyafetli.

Süksün: Omuz dipleri.

Süngürt: Kaplardaki kireç tabakası.

Sürekçi: Büyük veya küçükbaş canlı hayvan tüccarı.

Sütlü: Sütlaç veya tam kurumamış taze mısır.

Süyem: Başparmakla ile işaret parmağı arasındaki uzunluk.

Şalak: Kelek kavun.

Şantaflı: (Şataflı) Süslü.

Şaşalak: Şaşkınlıktan eli ayağı dolanan. (Şapalak)

Şaşon: Bir çorap çeşidi.

Şaşuttudum: Şaşırdım.

Şavgı: Şevki.

Şellek: Ağız akıntısı.

Şikar: Ender yapılan, az bulunan şey.

Şinavat: Üzüm ezme oluğu.

Şinci: Şimdi.

Şinnimek: Şımarmak, coşmak.

Şire: Şıra.

Şişek: Bir iki yaşındaki koyun.

Şöh: Öküzlere “dön” komutu.

Şüşük: Çocuk balonu.

Tahtadelağan: Ağaç kakan kuşu.

Takkat: (Tahkikat) Araştırma, soruşturma.

Talatmak: Eti, sebzeyi hafifçe pişirmek.

Tarhana: Ayran, aşlık pilav gibi pişer: tereyağı katıp yenilirse hemen yemek olur. Soğan kavurması ile pişirilirse başka bir yemek olur. Gilik yapılıp kurutulursa kışlık çorbalık olur.

Tatula: Ağza alınmayacak kadar sıcak yemek.

Tavlık: Kuru tütün dizinlerinin yumuşamasını sağlayan yer. (Daha çok ahırın bir köşesi)

Tay: Yük hayvanının birer yanındaki yüklerinden her biri.

Taynavlası: Tahin helvası.

Teknaşi: Hamur teknesinin dibini kazımak için kullanılan ıspatula.

Tekücek: Küçük çapa.

Teltük: Bir işi tam yapamayan, çok hata yapan.

Tellenmek: Fasulyenin çöteye sarma durumuna gelmesi.

Terek: Raf.

Terfoşlu: Bakırdan bir kap çeşidi.

Tevir: Çeşit. Şekle girmek dönüşmek.

Teyindirik: (Teğin) Sincap.

Tezikti: Kaçtı, ürktü.

Tığ: Tınaz veya rende bıçağı.

Tılık (Tuluk): Kısa-şişman.

Tıpıl: (Tıfıl) Küçük çocuk.

Tingirdek: Metal kapların titreşmesi.

Tirentez: Titiz.

Tirki: Ağaçtan oyma hamur teknesi.

Toklu: Genç koyun.

Tomafil: Otomobil.

Tometis: Domates.

Tongal: Koca kafa.

Took: Tavuk.

Totuk: Berelerde, feslerde tepe süsü (ponpon gibi). Bazı tavukların tepesindeki kabarık tüyler. Başın üstünde bağlanan bir tutam saç.

Tömek: Ahırlardaki kemre atma deliği.

Töre: (Saçı) Düğünlerde verilen hediye para.

Tötürük-Töllek-Ötürük: İshal, sürgün.

Tufa: Tütün aranının dizinlikleri (Dizin: İpe dizili tütün yaprakları).

Tuğlek: Kuzuluk dönemi yeni bitmiş koyun.

Tuğlenmek: Koşmaya başlamak, hızlanmak.

Tuluk: (Tulum) Bütün çıkarılan koyun, keçi derisi.

Tuman: Don.

Tükencelik: Bir iş bitirilince (hasat) yenen yemek.

Uğma: Yanmak üzere olan kumaş.

Uğra: Ekmek hamurunun altına ekilen un. Veya uğramak.

Uğunmak: Ağrı çekmek.

Uyat: Uyandır.

Uylamak: Bir konuyu üstelemek, deşelemek.

Uyra: Rüya.

Uyşt: Köpeğe hoşt.

Ürüşfat: Rüşvet.

Vara: Keşke.

Veran: Virane.

Yağanlı: (Yağrın) Kürek kemiği.

Yağlaş: Mısır unundan yapılan bir yemek.

Yağlı: Sac gözlemesi.

Yalacan: Derin olmayan kap.

Yalapşap: Hemencecik, özensiz.

Yallık: (Yağlık) Bebeklerde yemek önlüğü.

Yamuç: Bir çeşit su böceği.

Yanır: Semer yarası.

Yapaz: Özel bir boynuzu olan manda.

Yarımloğ: Sekiz dokuz kg’lık tahıl ölçeği.

Yarmaça: Yarılarak yapılmış odun.

Yasdunluk: Gece yatmadan önce yenen yemek.

Yasu: Hayvanlardaki bir asalak böcek.

Yaşar: Yaşama şansı yüksek dana.

Yayım tahtası: Hamur açılan sofra.

Yaykal: Yalpalayan.

Yazı: Geniş arazi, ova, tarla.

Yazlık: Köy evlerinde tüm oda kapılarının açıldığı, bir cephesi dışarı bakan büyükçe salon.

Yazma: Kurutulmak üzere hazırlanmış et. Kurutulmuş et.

Yedecek: Karasabanın bir parçası.

Yefelek: Üzerindeki giysiler pek incecik.

Yeğin: Çok iyi, gür.

Yeğnik: (Yeğni) Hafif.

Yemişen: Meyvesi yenilen, yabani çalı.

Yen: Yenmek veya giysi kolu veya inek memesi.

Yetünceklü: İdare eder, yeterli.

Yıldamcı: Her yıl buzağılayan inek.

Yiğitbaşı: Düğünlerde genç erkeklerin temsilcisi.

Yit: İtekle, it.

Yiti: Koyu, tadı kekremsi.

Yiv: Ekili tarlanın ekili olmayan kenarları.

Yohmil: Üstündekiler dökülen, pejmürde.

Yoka: Derin olmayan veya yufka.

Yoşuma: (bez için) Yıpranma.

Yuğrük: Hamarat veya çile açma aracı.

Yüklü: Hamile.

Yürüyele: Yürü hele.

Zaar: (Zağar) Av köpeği.

Zabun: Zebun, düşkün.

Zaddi: Zaten.

Zağlamak: Akmak, gitmek.

Zarileme: Ağlayıp, sızlanma.

Zavlak: Önemsiz biri.

Zavzu: Sebze.

Zebide: Zübeyde.

Zeklenmek: (Zevklenmek) Dalga geçmek.

Zelze: Kapıyı kilitlemeye yarayan zincir (Reze).

Zevle: Zelve.

Zibil: Buğday tanelerinin arasındaki ot tohumları. Süprüntü.

Zipci: Sipsi.

Ziyaret: Yatır, türbe.

Zollu: Çok iyi (Zorlu).

Zoolluk: Sahur.

Zottirik: Saftirik.

Zoval: Kızılcık.

Zunnuk: Menfez.

 


ANLAMI BİLİNMEYEN:

 

1.        İSİMLER, LAKAPLAR

                Yamuşak Karısı, Çınık, Cırık, Coz, Doranik, Mişam, Memük, Dimbil, Yaldır, Bebice, Darali, Dangıl, Foltalı, Fortik, Ozuğun Filik, Fözül, Gınnaş, Gıvrış, Gıtnak, Gadungil, Gıbık, Cüre, Dikeç, Gıbıl, Gıstıl, Gödelek, Hacıman, Üsük, Hayto, İmmük, İbicen, Kistil, Kispir, Lönge, Menüklü, Poli, Pösten, Gıllık, Goturat, Susana, Urguç, Zongur, Zartlak, Cındık, Aniş, Ahacak, Ellez, Calesten, Bıdılı, Gogu, Bicin, Cücül, Kendürü, Tuplukotu, Coke, İbülük, Ürüfet, Föziye, Nünük, Manak, Mıstılı, Bılış, Vayip,Vili, Kareloğ, Cıbıraal, Çapili, Üllüye, Favgıya, Zıllak, Kocamam, Saliç, Habili, Gamaş, Miyem, Coli, Coci, Seyze, Kadoo, Meletdali, Mosti, Cenik, Golool, Boos, Gobül, İbilaa, Kölük, Pempük, Memülü, Soluğan, Efrük.

 

2.        KÖY İSİMLERİ

Gendekse, Mürüs, Talazan, Geliğin, Geyne, Emeri, Mahmat,Simeri, Ferenge, Hosan, Holay, Sonusa, İskesür, Alahtiyan, Varaza, Aytatoros, Zilfor, Ziğdi, Endikpınarı, Manasköy, Aladun, Yazır, Delücek, Iravak, Adurkolu, Aray, Eryaba, Evyaba.

 

3.        YER İSİMLERİ

 Mötürüs, Töngelavlası, Yığman, Bığla, Okkalık, Sakarat, Gavurkırığı, Dezgaangölü, Hodaypınarı, Bidayası, Köplüce, Lulük, Günüsü, Govara, Geriş, Çatırpınarı, Fersek, Sülüngür, Delaan, Arım, İnöö, Mazinpınarı.

 

DEYİMLER ve TANIMLAR

…işleri sırtara kalır dişleri (noktalı yere kişi adı): Beceriksizler için, gülünç işler için söylenir.

Abraş gibi: Eli yüzü boyalı (cüzzamlı gibi)

Abuun kazı gibi yuttu: Ne var ne yok çabucak yedi.

Abuzamzak kayabaşı: Konuyu orasından burasından anlatanlar için söylenir.

Adını sen getir: Hatırlamaya çalıştığı bir isim için karşısındakinden yardım isteme.

Ağlamsuğu burnuna geldi (Doluktu): Ağladı-ağlayacak durumda.

Aha şinci senin zırına…: Ağlayıp sızlayan birine kızgınlıkla söylenir.

Aha şurda-Deey daa: Sorduğun, aradığın şey.

Aldır ayaz: Her tarafı açık.

Ambar oluk: Su değirmenlerinde yatay savağın sonundaki düşey, uzun, geniş kapalı oluk.

Ana ciciğin tek mi?: (çocuklar çok kullanır) Bir şey istediğinde bir tane alırsa bunu söyler.

Arabası gıcılıyor: İşleri yolunda.

Arkandan teneke çaldırma: İşini ciddi yap.

Aslı yok başı yok? : Başı sonu belli değil. Tutarsız.

Aşar heği: Çamaşır sepeti.

At b.kundan atlayım, gece gece çatlayım. (Yemin)

Ataş almaya mı geldin?: Az daha kalsaydın, hemen gitmeseydin.

Atsan atılmaz, satsan satılmaz, insan eti yenmez: İstenmeyen ancak mecburiyetten birlikte yaşanılan kişi.

Ayağı taşa değmesin- Damarı gür olsun: Ayranı, yoğurdu, sütü için inek hakkında sahibine söylenenler.

Azımızı çoğa kusurumuzu yoğa say veya azımızı çoğa, yoğumuzu vara say: Hediyeli misafirin ev sahibine sözleri.

Bağ alması, dağ alması: Oğlunun çocuğu (oğul balı), kızının çocuğu.

Bahar soğukları: Mart dokuzu (21 Mart). İkinci mart dokuzu (31 Mart). Abrul beşi (Nisan 18) civarları.

Balık oynadı: Şimşek çaktı.

Başını yiyesiceler, kıran  giresiceler: Birilerinden zarar görenin bedduası

Batu batu: Çok domates az biber ve tereyağlı ekmek batırılarak yenen yemek.

Bazı fiiller: Giderük=Gideriz. Gidecook=Gideceğiz. Gidiyok=Gidiyoruz. Gidiyi=Gidiyor. Gidiyo=Gidiyor.

Beli bıkırdı açık: Bel kısmı açık kalmış.

Ben burada çarpana çalıyorum: Çok iş görmekten bunalmış birinin sözü.

Ben düşmek: Olgunlaşmaya başlayan meyveler için söylenir.

Bılık gibi: (Meyve için) Olgunlaşmış.

Bi batman çamur, bi batman kir: (Bunlar çokluk ifadeleri) Çok çamurlu, çok kirli.

Bi tutam: Bir elin tutabileceği demet.

Bi yüzleyim yaptık: Birkaç evrelik işin bir evresinin yapılması.

Bir direm et tutmamış: Hiç kilo almamış.

Bize sirke sıçratmadı: Çamur atmadı, dedikodumuzu yapmadı.

Boğaz ağruğu: Yemek yemeden başka bir iş yapmayan.

Boşal da semerini ye:  Aç gözlü, doymazlara söylenir.

Boy verme: Suda ayaküstü durarak derinlik ölçme.

Boynu altına gider: O işin üstesinde gelmesi zor, her şeyini kaybedebilir.

Böylesi ibi dünyada yoktur: Böyle bir şeyin dünyada eşi benzeri yoktur.

Bu bıcak kılı yülür: Bıçağın çok keskinliğini anlatır.

Bu işi acı zulum yap: Eziyetli de olsa hatırım için işi yap.

Bu kadar kıran nerden çıktı: Beklenmeyen sevimsiz birileri geldiğinde söylenir.

Bu seni tartmaz: Oturduğun ya da bastığın yer seni çekmez, taşımaz.

Burada it bile yatmaz: Çok pis bir yatak ortamını anlatır.

Burnunda tütmek: Özlem belirten söz.

Burunlayıp durmak: Yiyeceğini isteksiz yemek.

Caaladan aktı: Olgun cevizlerin dalından dökülmesi gibi.

Canım kaynadı: Ona çok ısındım, onu çok sevdim.

Cehni buğu: Bir bitkinin kökünün yakılması ile oluşan duman (Kadın hastalıklarında kullanılır.)

Cıldır cıldır: Şırıl şırıl.

Cıngıl bakır: Küçük helki (kulplu küçük kap).

Cırmacığ olmuş: Kırılıp dökülmüş.

Cin doruğuna kadar cıbırt: Dibinden tepesine hepsini topla.

Cin eleği: Çabuk gidip gelen, dolaşan, hareketli.

Cin yastığı: Ören yerlerinde bulunan, içi boş dışı kadifemsi kozaya benzer bir nesne.

Cippedek kesildi: Hemencecik kesildi.

Cörpedek geçti: Kesici veya delici bir aletin yumuşak dokuya girmesi.

Cuvap verdi: Gelemeyeceğini bildirdi.

Çakır pilav: Az pirinç çok bulgurlu pilav.

Çam yarmaçası gibi adam: İri yarı sağlıklı biri.

Çap bacak: düzgün olmayan bacak.

Çatal çorba: Erişte ve mercimekle yapılan çorba.

Çeç küreği: Çeçte kullanılan tahta kürek.

Çerez sepme: Gelin eve girerken, damadın gelinin üzerine kuruyemişle karışık bozuk para serpmesi olayı.

Çıkrık kapı: Ahşap parmaklıklı bahçe veya ağıl kapısı.

Çırgıtı çıkmış: Ezilmiş.

Çırım çığırıyor: Canhıraş feryat ediyor. Bağırıp çağırıyor.

Çiğ düve: Yaşça inek olmaya yakın düve.

Çimbedek battı: Suda hemen battı.

Çocuğu kıskılama: Çocuğu kısıtlama, ona baskı yapma.

Çok cazı biri: Çok kötü düşünceli, hain biri.

Çullu torbayı yediler: Ne var ne yok hepsini yediler.

Çürük Ayı: Kesilen ağacın kerestesinden veya kalanından fayda sağlanamayan ay. (Bu işin ehli olanlar haziran-ağustos arasında bazı günler olduğunu söyler.)

Daamen boşa yeliyor: Sofrada bir yemek bitince, ikincisi gelene kadar söylenen söz.

Dağda domuzu eksik: Varlıklı birini anlatır.

Dambıra gibi şişmek: (Dombıra Orta Asya Türk sazı) Karnın davul gibi gerilmesi veya böcek sokmasındaki şişlik.

Dana doluk hepsi gelmiş: Cümbür cemaat gelmişler.

Daraçlık bir yer: Çok dar bir yer.

Daru pıtlağı: Patlamış mısır.

Davulun kaşbaşına mı geldi?: Çehiz işlemekten başını kaldırmayan kızlara söylenir.

Dede dişi: Yeni olgunlaşmaya başlamış mısır taneleri.

Deey daa: İleride duruyor.

Değirmen dişeme: Aşınan değirmen taşına diş açma.

Deli gücük deliril, yaprak ucu belirül: Bazı yıllar gücük (şubat ) soğuğu uyanan tomurcukları yakar.

Deli kız yundun mu? Tarandım bile: Özensiz, çabuk yapılan işi anlatır.

Deli zortik: Delişmen, aşırı serbest, laubali biri.

Dembül dümbül yuvarlandı: Yuvarlanarak gitti.

Dene gözeli: Tahılları elemeye, çalkalamaya yarayan büyük kalbur.

Denemeyi kurt yememiş: Deneyin önemini anlatan söz.

Dıngadan darıldı: Hemen darıldı.

Dıngıl dıngıl iki şey alıp gelmiş: Çok az şey alıp gelmiş.

Dibini dorağını sıyırmış: Tepeden tırnağa hepsini silip süpürmüş.

Dik dombalak: Tepe üstü yuvarlamak.

Dil kırmak: İstanbul Türkçesi ile konuşmak.

Dip çiçeği: Kültür bitkilerine zararlı asalak bir çiçek.

Dipcik gibi, çakı gibi, ateş gibi, çakmak gibi, şimşek gibi: (dipdiri, hazır, çabuk, istekli, hızlı vs.) hal bildiren sözler.

Direk taşı: Ahşap yapılarda direklerin altına yerleştirilen taş.

Dişimin kovuğunu doldurmaz. Yiyeceği şeyin azlığını anlatır.

Diye durmak: Ayağa kalkabilmek (tay-tay).

Dizin Kangalı: 5-6 kuru tütün dizinin oluşturduğu gurup.

Dodaklarını sarkıttı: Çok gücenmiş birinin durumu. (gönül koyması).

Doğdum bittim var: Kendimi bildim bileli var.

Döklüm döşek: Her şey yere serilmiş, dağınık.

Dumanını görürsün: Tehdit eder bir söz.

Ehtin değil, behtin değil: Akraban değil, tanıdığın değil, kim olduğunu bilmezsin.

Ekleşük karga: Yapışkan, peşini bırakmayan kimse.

Ekşili çorba: Kuru erik veya kızılcık, bulgurla yapılan çorba.

Ellerim böğrümde kaldı: Çaresizliği  anlatan söz.

Enek yahnısı: Sulu kuru fasülye yemeği.

Estek fiştek: Önemsiz şeyler.

Estek köstek: Havadan sudan.

Ev sabısı: (ev sahibesi) Hanım eş.

Evde güdü gibi dönüyorum: Evde hiç durmadan çalışıyorum.

Evin duldası: Evin dibi, gölgeliği.

Ezik-büzük, Aari-buuri: Düzgün olmayan.

Fışkısını karıştırıp durma: Konuyu deşeleyip durma çek git.

Filan feşmekan: Ondan bundan.

Fingili filistan: Darmadağın, curcuna.

Fondul fostul yapılmış: Özensiz yapılan iş.

Fotuk fotuk ediyor: Kendi kendine, kızgın, söylenme.

Fört Fört bakıyor: Uyutmaya çalışıp uyutulamayan çocuklar için söylenir.

Fullu mısmıl yap: Doğru dürüst yap.

Gada gayıp gelmezse: Olur da gelemezse.

Galdur guldur etme: Çok konuşma, lafını bil.

Gasbanek aldı: Zorla, göz göre göre aldı.

Gazel olmuş: Bağ bahçe sararıp solmuş.

Gelin atta, oyun hakta: Bir iş tam sonuçlanmadan hemen sevinme.

Geliyom… Geliyi…= Geliyor.

Gen durmak: Uzak durmak.

Gendüme çorbası: (Gendüm=buğday) Yarmayla, toğgalı veya helleli yapılan çorba.

Gıcılayıp durmak: Sızlanarak bir şeyler anlatmaya çalışmak.

Gıcırı bükme aldı: Zorla aldı.

Gıdık sebet: Küçük sepet.

Gıldır gıcıp insanlar: Önemsiz kimseler.

Gıldır gıldır: Yavaş yavaş.

Gıtlık Gızı: Sofraya yemeği az (kıt) koyan ev sahibi kadın (cimri).

Gız anam-gız gardaşım: Dertleşmeye başlayan bir kadının ilk cümlesi.

Gilik tarhana çorbası: Önceden ıslatılan birkaç gilik tarhana, içine nohut veya kuru fasülye katıularak pişirilir. Tereyağ, nane, sarımsak ile sıcak servis edilir.

Git başımdan kör gözlü kör şeytan: O anki işi ters giden birinin sözü.

Goca gortu: Yaşlı, işe yaramaz.

Gort gort veya höpüreden içti: Bir nefeste içti.

Gostil öyünü:  Sulu patates yemeği.

Göbek düşmesi: Ağır işlerde çalışan birinin karın ağrısı şeklinde şikayeti (Göbek çekiciler düzeltiyor.).

Göden pirzolası: Ters çevirilerek iki ucu bağlanan bağırsaklar mangalda pişirilir.

Göçünü göbeleğini alıp gitti: Eşyasını, ailesini toplayıp gitti.

Göğe merdiven diriyor: Yaramaz çocuklara söylenen deyim.

Göğnüm döndü: Midem bulandı.

Göz kurusu: Gözünün önünde olmasına rağmen elden bir şey gelmemesi.

Gözsüz göbelek: Köstebek.

Gözü paa gibi açıldı: Çok acıkmış birinin doymuş hali.

Gözüm düştü: Gözüm kaldı.

Gözüm kes, makas kes: Yüksekten veya uzun atlayacak olan birinin kendi kendine cesaret vermesi. 

Gözüün yağını yiyim: Bir yalvarma sözü.

Gupadan guruduk: Her şeyin bittiği an için söylenir.

Gülk basumak: Gurk olan tavuğu kuluçkaya yatırmak.

Gümüşün mü dökülür: Bir isteği yerine getirmeyenler için söylenir.

Gününü görmek: İyilik göreceği günü beklemek.

Gününü göstermek: Tehdit etmek.

Ha babam, de babam: Bir olayı anlatırken kullanılan sözler.

Hakıma yarar bir şey yok: Beğenebileceğim bir şey yok.

Hakır hukur gülüyor: Dalga geçerek gülüyor.

Halbur paça: Bol paça.

Haldur huldur yaptı: Özenmeden yaptı.

Hamamcı olmak: (Şeytan aldattı) Ergenlerin ıslak rüya görme hali.

Hamur börttü: Tam pişmedi.

Hamur gelmiş: Hamur ekmek yapma kıvamına gelmiş.

Harman davran: Harman hiçbir zaman ihmale gelmez. Yağmurdan fırtınadan emekler yok olabilir.

Harpadan yapıştı: Birdenbire yapıştı.

Hasta söker mi?: Sağlığı nasıl?

Hava ağıp dönüyor: Hava bir açıyor, bir kapanıyor. Kararsız.

Hava yüğseldi: Bulutlar dağılıp gökyüzünün açılmaya başlaması.

Hee de hee de: İki kişinin tartışmasında üçüncü kişinin tavsiyesi.

Helle çorbası: Mısır, mercimek içine kuru fasülye atılabilen tereyağlı, un hellesi ile yapılan çorba.

Hırtlaklama dolu- limlime dolu: Ağzına kadar dolu.

Hoo çiçi: Keçilere seslenme.

Höküreden ağladı: Durup dururken hüngür hüngür ağladı.

Höldür höldür aktı: Depodaki (hububat, kum, su v.s.) hemen boşaldı.

Höngealktı: (Hönge kalktı) Bütün vücut hareketleriyle itirazını belli etti.

Ildır ışıldak: Işıl ışıl.

Ilıftırım gibi: Gücü mecali kalmamış.

Irmak delüsü: Yarı çıplak dolaşanlara denir.

Işık ıldırık yok: Her yer karanlık.

Işıl böcüğü: Ateş böceği.

İki göz ev, üç göz ev,…: İki odalı ev, üç odalı ev.

İlaki seyir: Şaşırıp kalınan, hoş bir olay karşısında söylenen söz.

İlik gibi: Bembeyaz.

İnce ayrık:İnce yapraklı, sağlam köklü çayır otu.

İnce dalamuk: İnce yapılı.

İnsan gönüllemek: Memun etmek, mutlu etmek.

İnsan yaşlandıkça ya binaya ya zinaya: İnsan yaşlandıkça, ya evinde olmayı ister ya da yoldan çıkar.

İra vermek: Çok kötü kokmak.

İşkefe (Yoka) böreği: Hafif ıslatılan kuru yufka aralarına ceviz, peynir vs. konularak yapılan tereyağlı börek. Üzerine pekmez çalkaması katılabilir.

İt ite, it kuyruğuna: İstenmeyen işi başkasına havale etme, işin savsaklanması.

İt kırtkmak: Bir ihtiyaç için.(Örnek: Para diye irk kırkıyorum.)

İte ekleşmektense çalıya dolaşmak iyidir: Bir yerlerin acısa da beladan kaçmak iyidir.

İtin ayağını taştan mı esirgiyorsun: Bırak nasıl giderse gitsin.

İt üzümü: Böğürtlen.

Kadeti (kadit) çıkmış: Çok zayıflamış kimse için söylenir.

Kafadan gayrı musallat: Aklı başında değil.

Kahpem …….(bayan ismi): Daha çok kadınların kullandığı sitemkar bir hitap.

Kapı çan kilit: (Kapı duvar) Çalınan kapıya cevap veren yok.

Kara dildan: Birine laf atma sözü.

Kara yandik: Kapkara birisi için sıfat.

Karga sarımsağı: Yabani sarımsak.

Kartal kanadı: Yaş tütün dizininde bazı yaprakların sırasının bozulmuş hali.

Kaş başı: Dam kenarı, görünen yerin sonu.

Katıklı çorba: Dövülmüş mısır veya ince aşlıkla pişirilen üzerine ayran katılarak yapılan çorba.

Kel çömçe: Her şeye karışan.

Kelaanın bağı: Bakımsız bağ (Keleme).

Kelem bastı: Lahana, kuşbaşı et, bulgurlu susuz pişirilen yemek.

Kertil kürtül kesilmiş: Düzgün kesilmemiş saç.

Keser sapı: Turuncu-mor mısır koçanı gibi meyvesi, kalem büyüklüğünde yeşil sapı olan bir bitki.

Kılı kılına geldi-Tam tamına yetti: Ucu ucuna yetti.

Kıran giresice: Kökü kuruyasıca.

Kıran sırtı: İki ırmak arasındaki dağ sırtı veya ikili ilişkilerin soğuk olmasını anlatır.

Kırık kırık: Büyük eşeğe seslenme.

Kırım acından gelmiş: Kıtlıktan çıkmış gibi yiyene denir.

Kırp etmek: Olgun başakları toplamak.

Kız başı: Düğünde kızların temsilcisi.

Kimsenin tavuğuna kiş demedim: Kimseye bir kötülüğüm olmadı.

Kirik Kirik: Sıpaya seslenme.

Kirt kirt bakıyor: Bir şeyler uman birinin bakışı. 

Koca pongul: Yaşlı, içi geçmiş.

Koca vartana: Sevimsiz şişmanlar için lakap.

Koca zobu: İri yarı, kaba saba birisi.

Koca zövele: Kibar olmayan bir yetişkine serzeniş.

Koltuk işi: Gelin alınırken damadın gelinin koluna girmesi.

Kork abrul beşinden , öküzü ayırır eşinden: Bazı yıllar (eski hesap nisan 5) öküzü öldürecek kadar aşırı soğuk olabiliyor.

Kökünü, kütüğünü yolmuşlar: Ekili alandaki mahsulün talan edilmesini anlatır.

Kömüş beli kadar, belim kadar, çocuk beli kadar, kolum kadar, bilek kadar, parmak kadar, cip yok : Arktaki su miktarını anlatan sözler.

Kömüş palazı: Malaklıktan yeni çıkmış manda.

Kör münkür: İyilik bilmez, nankör.

Kösere küleği gibi: Çok oturan, az hareket eden.

Kötü komşu insanı hacet sahibi yapar: İhtiyacın olan aleti alamazsan o aleti satın alarak alet sahibi olursun.

Kudur koyverme: Kötü şeyleri aklına düşürme.

Kulaklarını dikti: Bir şeye odaklandı, seni gözüne kestirdi.

Kupadan kurudum: Beklenmedik bir olayda çaresizliğin son aşaması.

Kül gömbesi: Dışı ceviz yaprakları ile kapatılmış, tamamı ocaktaki sıcak küle gömülerek pişirilen gömbe.

Küllüm kötek ne varsa almış: Her şeyi götürmüş.

Kütüreden kırıldı: Kütteden kırıldı.

Küyür küyür yemek: Çok iyi giden bir yiyişi anlatır.

Laleğin yuvadan attığı cücük: Kendini dışlanmış hissedenlerin sözü.

Limbeden battı: Aniden suya battı.

Lök lök gitmek: Deve gibi yürümek.

Löm löm gitti: Selamsız sabahsız gitti.

Mayıl mayıl bakıyor: Melül melül bakıyor.

Mehter kaç kat: Düğünlerde bir davul, bir zurna bir kat mehterdir.

Mıksıçtı: Çok pinti.

Mıngılı düşük: Keyifsiz, neşesiz.

Minderi kaba geldi: Misafirlikte çok oturanlar için söylenir.

Mitlik kişi: (Boyca) Küçük, sevimli adam.

Ne oldum delisi: Aşırı sevindirik.

Nohut yahnısı: Sulu nohut yemeği.

O kadar da baba boyu değil: Sabrım bir yere kadar.

O ne telüflü ne urupludu bilemezsin: O insanları parmağında oynatan, korkulacak biridir.

Ona destim geçmez: O elimi tutmaz hatırımı saymaz, beni dinlemez.

Ortalık civit (Çıfıt) çarşısına dönmüş: Dağınık, düzeni bozulmuş, karmakarışık olmuş.

Önünü körlemek: İlerlemesini, yapmasını engellemek.

Örü yeri: Davarın toplandığı yer.

Öylen çağı, ilkindi çağı: Öğle vakti, ikindi vakti.

Pakır pakır yarılmış: Bir şeyin kesek kesek, tezek tezek olma hali.

Parça tirçe: Paramparça.

Parkortara yarıldı: İki parçaya bölündü.

Pat ayak: Koca ayak.

Patıradan kalktı: Koşarcasına kalktı.

Payguramba ettiler: Acele bölüştüler.

Pers etti: Sersemletti, perişan etti.

Pılıçka vurmak: Para çarpmak.

Pos gibi yatmak: Halsiz, başını yastıktan kaldıramamak.

Salla pati iş yapıyor: Özensiz iş yapıyor.

Sallı gelmek : Fazla ağırlıktan tabanım bel vermesi.

Samanlık sayası: Samanlık damının kaş altı gölgeliği.

Sayıradan gitti: Hafif bir sıyırtı ile gitti.

Saz gibi: Bir aletin istenilen düzende çalışması.

Sebze kavurması: Sebzeler kelem, pırasa, semizotu, madımak veya ıspanak olmak üzere, et, bulgur, tereyağı ile susuz pişen sebze yemekleri.

Semeri ile seksene gelir: Pahalıya malolacak bir iş için söylenir.

Seni gidi fermanlu seni: Hafifmeşrep, asi kadınlara söylenir.

Seni gidi totuklu seni. Seni gidi keküllü seni: Yeni yetişen genç kızlara serzeniş.

Senin ananın ciciği tek mi?: Çocuklar bir şeyi bölüşürken tek sayılı bir şey düşerse söyledikleri söz.

Ser serfoş: Sarhoş kafa.

Seyir kutusu: Televizyon.

Sıçanın südüğünün denize faydası varmış: Bir damla sidik bile denizi çoğaltır.

Sığır dili: Tüylü büyükçe füme yapraklı ot.

Sığırı yiyip, sıpayı beline bağlıyor: Tıka basa doyduktan sonra, kalanları yanına alıp gidiyor.

Sıraca otu: Kültür bitkilerine yapışarak suyunu emen, sarı turuncu ipliksi asalak bir ot.

Sıtkım sıyrıldı: Ondan soğudum.

Sinek çokağı: Sineklerin üşüştüğü bir yer.

Siyeksi koku: İdrar kokusu.

Soğanın seyreği sıkından iyidir: Fazla içli dışlı olmamayı anlatan söz.

Su gibi aziz ol, geçmişlerinizin canına değsin: Su ikram edene teşekkür sözleri

Sulu pilav çorbası: Bulgur pilavından yapılan bir çorba.

Suya basmak: Suya yatırmak, ıslatmak.

Süksünü düşük: Düşünceli, bezgin, boynu bükük.

Süslü şadı: Aşırı süs ve makyaj yapanlar için söylenir.

Süt tarhanası: Süt ve aşlıkla yapılıp kurutulan tarhana.

Şalap şip yaptı: Özenmeden hemen yaptı.

Şarpadan kesmek: Aniden kesmek.

Şerbet İçme: Nişan yapma.

Şeytan kınası: Bazı kayaların üzerinde, ıslak ezince kırmızı boya veren bir çeşit yosun.

Şimdi annının şakına yersin: Alnının ortasına şaplağı yersin.

Şip yap: Çabuk yap.

Şoruk gibi: Ipıslak.

Şunu kiskileme: Şunu kışkırtma, üzerime salma.

Şununla gözleşip durma: Şuna kafayı takma.

Tahtada kalmış: Ameliyatta ölen birisi için söylenir.

Tahtalı kurmak: Bayramlarda, seyranlarda eğlenmek için kız erkek karışık gençlerin, uzun bir urganla büyük bir ağaca 4-5 kişilik bir salıncak kurması.

Tangadan kaldık: Bir işte bütün imkânlar bittiğinde söylenir.

Tarkı talaş olmuş: Dağılmış, bozulmuş.

Tarlada ölçek: Buğdaygillerde iki yarımloğ bir ölçek (yaklaşık 18 kg). O da bir dönümdür.

Tatır tatır götürüyor: Sürükleyerek zorla götürüyor.

Tatula gibi: Çok sıcak, ağzı haşlayan yemek.

Tebelleş olmak: Bela olmak, bulaşmak.

Tekkeşin tavasına dönmüş: Ezik büzük hale gelmiş.

Teptülüm şaştı: Ne yapacağımı bilemez oldum.

Tır mır etmek: Bir şeyleri çabucak kapışmak.

Tilki ini gibi: Aşırı dumanlı oda.

Tilkiler bakır işiyor: Aşırı soğuk hava ifadesi.

Tillim atmak: Koşup oynamak, zıplamak.

Timbil timbil gidiyor: Yeni yürüyen çocukların yürümesi.

Titiz tirentez: Temiz becerikli. (Tirenduz).

Toğga çorbası: Pirinç, gendüme, aşlık veya mısırlı, üzerine yoğurt, un, nane, tereyağı ile yapılan karışım (toğga) dökülerek pişer.

Toomluk musun veya Toomu Bağdattan mı?: Eşi bulunmaz birisi mi?

Torun tatlısı: Tereyağı, az sulandırılmış kara pekmezi az kaynat, unu yedirerek karıştır. Koyulaşınca kapat soğut.

Tosur tosur geldi: Burnundan soluyarak geldi.

Toy toy: Düğünlerde atılan naralardan biri.

Tömbeden kalktı: Aniden kalktı.

Turşu vurmak: Turşu kurmak.

Tutmaç çorbası: Kare erişte, yoğurt, tereyağlı, naneli çorba.

Uğrunu kes: Önünden geç, önüne dur.

Urba kesinmek: Hasat sonlarında köyden çarşıya gidip giyecek almak.

Uruf gibiyim: (halsizlik anlatır) kendimde değilim.

Ülüngür bürümüş: Yabani otlar sarmış.

Ümüdüm üzüldü: Ümidim azaldı. Ümidim kırıldı.

Varıl gürül: Herkes konuşuyor, kimse kimseyi dinlemiyor.

Vengi veran: Yıkık dökük.

Vııyy! Arım namusum…: Ahlaka uymayan bir olayı gören veya duyan bir kadının ilk tepkisi.

Viğil viğil kaynıyor: Leşteki kurtçukların hareketi.

Vizzov atıyor: Cirit atıyor (Daha çok haşeratlar için).

Yalbır yanıyor: Yanar döner veya parlaklığın ifadesi.

Yalp yalp ediyor: Parlaklık (ışık) bir açılıyor, bir kapanıyor. Veya çalımlı yürüyüş.

Yalp yulp birisidir: İnanılmaz, güvenilmez biri.

Yasovan tavası: Küçük yağ tavası.

Yazın ayransız, kışın yorgansız, mezara gireyim dinsiz imansız. (yemin)

Yel akıllı?: Gel git akıllı.

Yel esmeyince yaprak kıpırdamaz: Her şeyin bir sebebi vardır.

Yemeğin yoku kalmış: Tabağın dibinde bulaşığı kalmış.

Yemek gördün giriş Kavga gördün sıvış: (Anlamı içinde )

Yemin iç: Yemin et.

Yenge binmek: Düğünlerde atlı veya yaya süslenmiş, giyinmiş kızlar takımının çalgı eşliğinde düğün alayı oluşturması.

Yıf yıf ediyor: Yaylanıyor.

Yılan bile toprağı gıdım gıdım yer: Dünya dolusu yiyecek olsa bile israf etmeden yemeli.

Yiti yiti bakıyor: Çok hoş olmayan bir bakış.

Yüzük oynamak: 4-5 kişi şapkalarını yere koyarak altına saklanan bir yüzüğü bulma oyunu.

Yoz mal: Faydalanılmayan (öküz, inek vs. dışında) büyükbaş hayvan.

Zak titredi: Saygı veya korkudan donup kaldı.

Zamanın behrinde: Zamanın birinde.

Zemheri zağarı gibi titremek: Çok üşümek.

Zıkka gibi dolu: Çok sıkı şekilde, boş yer kalmayacak şekilde dolu.

Zıpır zıpır kızlar: Sağlıklı kanlı canlı kızlar.

Zırr zırr: Eşeğe anır komutu.

Ziv ziv gidiyor: Sakınarak, sinerek gidiyor.

Zoldurzop geldi: Habersiz, izinsiz, saygısız geldi.

Zom zom gidiyor: Kaba şekilde gidiyor. (Külhanbeyi gibi)

Zopur zopur oğlanlar: Sağlıklı kanlı canlı oğlanlar.

Zöv zöv gidiyor: Sakınmadan, selamsız sabahsız gidiyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Not:

Araştırmacılarımıza: Doğanyurt’un manileri, meselleri, geliştirmeleri, bilmeceleri, örf, adet, gelenekleri, çocuk oyunları v.s. derlemesini yapmak sizleri bekliyor.


Son değişiklikler
TOPRAK VE PH NEDİR..(muhsin)
KAÇ KOPYAYIZ..(kadir)
JAPONLAR..(kadir)
HAYAT..(kadir)
YAĞMUR..(kadir)
 
Forumdaki Son cevaplar
Başlık
Son gönderen
Tarih
Erdemmumcu
25.12.2013 18:51:39
Omer
01.07.2013 19:36:45
metin
23.02.2013 12:42:51
MGUREL
03.12.2010 17:26:50
olgay
09.10.2010 14:15:07
sefa__cinar
28.11.2009 19:16:49
sefa__cinar
20.09.2009 10:04:56
sefa__cinar
07.09.2009 18:07:02
sefa__cinar
07.09.2009 00:14:51
omerr
01.09.2009 15:12:05
 
 
 

Son Dakika Haberler
VEFAT!...06.11.2013
       Köyümüz halkından Ahmet KARAHAN (Kopuk emmi) 06.11.2013 Çarşamba günü hakkın rahmetine kavuşmuştur. Merhumenin cenazesi  aynı gün  Köyümüz Mezarlığında defnedilecektir.. Merhumeye Cen...
 
KÖYÜMÜZDEN İZLENİMLER

Merhaba Arkadaşlar,

Ana sayfada yapılacak çalışmaları uzun uzun anlattığımız  için burada onları tekrarlamak istemiyorum. Buradan sizlere çalışmalarla ilgili görsel yayınlar düşünüyorum.

Kanazilasyon suyunun arıtımı inşaatı çalışmaları ne halde önce ona bakalım

 

Köyümüz yönetiminin bundan sonraki çalışmalarına sitemizde bolca yer vereceğiz. Çalışmalarınızın devamını diliyoruz. Biz site üyeleri ve köylülerimizin maddi ve manevi  desteklerini bekliyoruz.

...
 
Üyelik
Kullanıcı : 
Şifre : 
Hatırla :   

  
 
Son Girişler
mehmetcinar (29314.dk Önce)
atuncay (29986.dk Önce)
saim (35017.dk Önce)
zafer (41426.dk Önce)
metin (53486.dk Önce)
 
Resimlerden
Galeriden seçmeler..
Resim Gönder

RAHMETLİ Osman Özdemir
 
Köşe Yazıları

Doğanyurtlular derneği

TOPLUMSAL DAYANIŞMA
 
Mini Sohbet
 
Yerel reklam
ERKİSAN KİREÇ MADEN TARIM LTD.ŞTİ.
DOĞADAN VE DOĞALDAN YANA.. İBRAHİM ÖNDER
Adres: Doğanyurt Köyü - Erbaa - Tokat
Tel: 0356 7152634


 
Anket
SİTEMİZİN SÜRESİ AY SONUNDA DOLU
SİTEMİZ DEVAM ETSİN Mİ? (89 %)
KAPATILSINMI MI? (8 %)
(0 %)
(1 %)
(0 %)
187 - Katılım
 
Takvim
« Haz Temmuz
Pz Sl Çs Cm Ct Pa
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
Tarihte 26 Temmuz günü 0 olay var, Detaylar..
 
Kur'anda ara
Diyanet Meali
Elmalili Y. M.
Yasar Nuri M.


 
2006 © Copyright Doğanyurtlular Derneği
Website motorumuz © 2012 Aspsitem tabanlidir.
Bu sayfa: 0,09 saniyede yorumlandı.
toplist.htm dosyasi toplist 1 toplist 2 toplist 3